İşte Çarşı'nın veda mektubu !..

İşte Çarşı'nın veda mektubu !..
 
Kahraman geçinen sahtekar da;
sahtekar damgası yemiş kahraman da boldur hayatta...
 
Cem Kurel
Ligtv.com.tr Genel Yayın Yönetmeni
 
 
Bu öyle bir şok ki değil önümüzdeki günler, önümüzdeki aylar boyunca konuşulacak. Öyle ki "Çarşı" ne kadar feshedilse de dillerden düşmeyecek. Çarşı'yı kimi hasretle, kimi nefretle anacak.
Çarşı'yı "90 dakikanın 1 anını bile susmadan geçiren, futbol dışında akla gelebilecek her türlü toplumsal olayda duruş sergileyen, sosyolojik bir araştırma konusu" olarak yüceltenleri göreceğiz. Ama "Kulüple çıkar ilişkilerine girmiş amigo topluluğu" diye kötüleyenler de olacak. Ancak kim neyi savunursa savunsun bir şekilde Çarşı'yı tartışmaya, Çarşı'yı konuşmaya, Çarşı'yı anmaya devam edecek.
 
Yine hiç kuşkum yok ki Çarşı kadar, Çarşı'nın lideri Alen Markaryan da konuşulacak. Asi Ruh'un galasında yaptığı "Çarşı'yı feshettik" açıklamasıyla sadece Beşiktaşlıları değil, Türkiye'de futbol ve taraftarlık üzerine ilgisi olan herkesi şoka uğratan Markaryan, yaptığı bu açıklamanın yükünü belki de ömür boyu sırtında taşıyacak, "Çarşı'yı yok eden adam" suçlamalarını ömür boyu çekecek. Alen'i İnönü'nün göbeğinde üçlü çektirirken hayranlıkla, hatta O'nun yerinde olabilme hayaliyle izleyen gözlerin bazıları artık, öfke saçacak. 
 
Çarşı iyi mi kötü mü?
Alen örnek bir amigo mu çıkar peşinde koşan bir fırsatçı mı?
Ve Alen dedi diye Çarşı biter mi?
 
Herkes bu seçeneklerden birini savunuyor, savunmaya da devam edecek.
Herkes kendi penceresinden Çarşı'ya bakacak ve fikrini söyleyecek.
 
Benim kişisel fikrim mi?
 
Alen Markaryan'ın ve Çarşı'nın diğer önderlerinin kulüple çıkar ilişkisi var mı yok mu, bilemem. Bu camianın içindeki herkes kadar biz de duyduk çok şeyi. Ama gözümüzle görmedik. Tabii ki Çarşı hakkında duyduklarımızın benzerlerini Genç Fenerbahçeliler, ultrAslan ve diğer takım tribünleri için de duyduk, ama onları da gözümüzle görmedik.
 
Kaldı ki Alen, Sefa, Sebahattin ve diğerleri... Bunlar sadece vitrin değil midir? Onlar yapsın ya da yapmasın... Tek başına kim kirletebilecektir ya da kim yüceltebilecektir ki Çarşı'yı, Genç Fenerbahçeliler'i, ultrAslan'ı?
 
Onun için kim dürüst, kim iftiraya uğramış, kim malı götürmüş, kim insanların takımlarına aşkını sömürmüş, kim onurunu satmış, kim kendini asla satmamış bilmiyorum.
 
Ama iki şeyden eminim: 
 
Bir... Nice çirkinliğin bulaştığı şu futbolumuzda malı götürmek de çamur atmak da çok kolay. Kahraman geçinen sahtekarlar da; sahtekar damgası yemiş kahraman da boldur hayatta...
 
İki... "Çarşı" Türkiye'denin benzersiz taraftar markasıdır. 
 
VE İŞTE VEDA MEKTUBU...
Neyse, şimdi söz Alen Markaryan'da, daha doğrusu Alen'in Çarşı adına sunduğu veda mektubunda sıra... Alen'in "Asi Ruh" belgeselinin galasında okuduğu mektup, Çarşı'nın internet sitesi Forzabesiktas.com'da da yayınlandı.
 
Mektup biraz uzun olduğundan ve bazıları tamamını okumak istemeyebilir. O yüzden, en vurucu kısmı olan sonunu baştan gösterelim:
 
"................
 
Aslında herşey geçen sene "satılmış Çarşı" diye bağırıldığında başladı.
 
Yazık kere yazıktı. Tam bırakıyorduk ki...
 
24 Saat Beşiktaş'ı yaşarken Beşiktaşsızlık nasıl bir duyguydu ki?
 
Ve biz nereye gidiyorduk?
 
Dedik ki zamansız ayrılıkları sevmiyoruz, uygun zamanını bulalım öyle terkedelim diyarı.
 
Ama baktık ki; hakaret almış başını gidiyor ve dayanılmaz bir ızdırap var içimizde ve biz kimin hakaret ettiğini bile göremiyoruz, masket takmış bir sürü insan atıp tutuyor...
 
Sessizce ve kimsesizce ayrılmak geçti içimizden, hem bu limandan, hem bu can evimizden.
 
İnşallah geriye bayrağı göklerde, şerefi yedi düvelde bir tribün bırakıyoruz. Dinlenmek ve yapılacakları görmek bizim de hakkımız sanırım.
 
Hakkımız geçtiyse size hakkınızı helal edin.
 
Biz bizimkileri sizlere helal ediyoruz.
 
Bu kararı verirken kaburgamızın tam ortasına saplanan bir hain hançeri sizle paylaşmak istiyorum:
 
"Çarşı Beşiktaş'ın üstüne geçti"
 
İşte bu halüsülasyon ve sınırı belli olmayan dedikodulardan dolayı...
 
Beşiktaş neresiydi, Çarşı kimdi? Bu ne yaman çelişkiydi ki...
 
Şanlı Beşiktaş olmasa Çarşı olurmuydu ki?"
 
Böyle bitiyordu mektup. Dedikya; herkes kendine göre sonuçlar çıkaracak. Kim ne kadar haklı, ne ne kadar doğru, herkese göre değişecek... Lafı fazla uzatmayalım, ve sizi Alen Markaryan'ın Çarşı adına kaleme aldığı veda mektubunun tamamıyla başbaşa bırakalım:
 
"Çeşitli badirelerin, sayısız hüzünlerin ve nice sevinçlerin dışa vurumudur bu film.
 
Aslında bu film, bir hayatın yollara nasıl aktığının bir belgeselidir de...
 
Gönül isterdi ki şampiyonlukla kucaklaşılmış bir senede bacak bacak üstüne ataraktan "inanın çocuklar başardık" şarkılarını söyleyerekten ve de şöyle 32 dişimizle gülerekten bir fotoğraf karesinde olalım.
 
Lakin, çok sakin bir şekilde söyleyelim ki; Beşiktaş Camiası'nı o fotoğraf karesinde buluşturmak istemeyen güçler var.
 
Amatör ruh, profesyonel düşünce içinde hazırlanmış bu filmde belki birşeyler hissedeceksiniz.
 
Kıpır kıpır olan yanınıza kulak verin. Çünkü o yanınız size mutlu bir fotoğraf karesinin adresini söyleyecektir.
 
Beşiktaş'ı yaşamak, Çarşı'yı hissetmek, tutkunlarına bir peri masalı gibidir.
 
Dinleyenlerine bir zamk gibi yapışan bu aşk yaşayanlarına neler eylemektedir?
 
Hiç düşündünüz mü?
 
Devamlı sırtında kamburla dolaşan, ama negatif ama pozitif mutlaka eleştirilen, her daim içine çomak sokulan, dudak dudağa bile hayalken, göz göze sevişmelerine bile ferman çıkartılan bu coğrafyayı...
 
Hiç düşündünüz mü?
 
Bağırıyorken de, bağırmıyorken de her şekilde her dönemde para alıyorlar düye suçlanan, seviyesiz muhabbetlerin odak noktası bu haritanın ızdıraplarını hiç düşündünüz mü?
 
Ve siz "karşı" olmak ne demektir bilir misiniz?
 
Düşünün bakalım.
 
Tam 1,5 saatiniz var.
 
Mahallenin hep kötü çocuğuyduk.
 
Hep içimizden, gönlümüzden birşeyler katmaya çalıştık.
 
Ama yalnızca çalıştık.
 
Zaman denilen amansız girdapla hep dalga geçtik.
 
Zamanın tümünü Beşiktaş'la geçiren bu kitlenin ne yaptığını "zaman" bile anlayamazdı eminiz.
 
İyi, kötü, güzel, çirkin, farklı, ayrıcalıklı, hit ve hep bir numara birçok imzamız oldu.
 
Her şeyi Beşiktaş için yaptığımıza kalıbımızı basardık.
 
Hala da basarız.
 
Lakin bunları yaparken,
galiba
sanırım
zannediyorum
ve hissediyorum ki zarar veriyormuşuz.
 
Şanlı, şerefli camiamızı rahatsız etmeye başladığımızı hissettik sanki. Biz fazlaysak, biz birilerinin adamıysak, biz Beşiktaş'sız bir hayat yaşamaya başlamışsak ve biz zarar veriyorsak hemen gidebilirdik.
 
Herşey Beşiktaş için değil miydi?
 
Aslında herşey geçen sene "satılmış Çarşı" diye bağırıldığında başladı.
 
Yazık kere yazıktı. Tam bırakıyorduk ki...
 
24 Saat Beşiktaş'ı yaşarken Beşiktaşsızlık nasıl bir duyguydu ki?
 
Ve biz nereye gidiyorduk?
 
Dedik ki zamansız ayrılıkları sevmiyoruz, uygun zamanını bulalım öyle terkedelim diyarı.
 
Ama baktık ki; hakaret almış başını gidiyor ve dayanılmaz bir ızdırap var içimizde ve biz kimin hakaret ettiğini bile göremiyoruz, masket takmış bir sürü insan atıp tutuyor...
 
Sessizce ve kimsesizce ayrılmak geçti içimizden, hem bu limandan, hem bu can evimizden.
 
İnşallah geriye bayrağı göklerde, şerefi yedi düvelde bir tribün bırakıyoruz. Dinlenmek ve yapılacakları görmek bizim de hakkımız sanırım.
 
Hakkımız geçtiyse size hakkınızı helal edin.
 
Biz bizimkileri sizlere helal ediyoruz.
 
Bu kararı verirken kaburgamızın tam ortasına saplanan bir hain hançeri sizle paylaşmak istiyorum:
 
"Çarşı Beşiktaş'ın üstüne geçti"
 
İşte bu halüsülasyon ve sınırı belli olmayan dedikodulardan dolayı...
 
Beşiktaş neresiydi, Çarşı kimdi? Bu ne yaman çelişkiydi ki...
 
Şanlı Beşiktaş olmasa Çarşı olurmuydu ki?
 
Neyse...
 
ÇARŞI adına Alen Markaryan"